
Kaygı nedir, kısaca bahsedelim.
Kaygının tanımını tam olarak yapabilmek güç olsa da tehdit ya da tehlike algılandığında organizmanın kendisini korumak için verdiği otomatik bir tepki olarak ifade edilebilir. Bilimsel açıdan bu tepkiye; savaş ya da kaç tepkisi adı verilir çünkü kaygı ortaya çıktığında psikolojik ve bedensel olarak verilen tepkilerin tümü savaşmaya veya kaçmaya yöneliktir. Kaygının bir problem olup olmadığının belirlenebilmesi için; kaygının şiddeti ve günlük yaşamdaki işlevselliği üzerindeki etkisi değerlendirilmelidir. Kaygının şiddetinin yüksek olması ve günlük yaşam işlevselliğini bozması durumunda kaygı adeta düşünceleri hasta eden bir virüs haline gelir ve düşünceleri olumsuz olmaya doğru yöneltir.
Çocuklarda Görülen Kaygı Durumları
Çocukluk çağı ele alındığında; verilen bakımın yetersiz ya da çok fazla olması, travmatik yaşam olayları, kayıplar, genetik faktörler, stres faktörleri, belirsizlik, kendini tehdit altında hissetme, ebeveynlerden birinde ya da her ikisinde kaygının yüksek görülmesi, sağlık problemleri, çocuğun yakın ilişkide olduğu kişilerin çocuğa sürekli olumsuz senaryolar kurarak onu uyarması (örneğin; eğer bunu yemezsen hastalanırsın, eğer bunu yapmazsan seni kimse sevmez, vb.) gibi faktörler bu çağda ortaya çıkan kaygının nedenleri arasında gösterilebilir.
Kaygılı Çocuklar
Kaygılı çocukların sözcüklerinde kaygı ifadelerine sık rastlanılır ve genelde kaygı içeren sorular sorarlar. Örneğin; ‘siz de yaşlanacak mısınız ya da siz de ölecek misiniz, arkadaşlarım bana bir şey yapar mı, kardeşimin başına bir şey gelir, asansör bozulur mu, gibi. Ayrıca ‘Ya’ ile başlayan pek çok senaryo üretirler. ‘Ya ödevimi unutursam, ya öğretmenim bana kızarsa, ya asansörde kalırsam’ gibi.
Kaygılı çocuklar genelde başkalarının olumsuz tepkilerine maruz kalmak istemediklerinden ortama uyum sağlamaya meyillidirler, söyleneni yaparlar. Bu durum; onların zaman zaman zorbalığa maruz kalmasına da sebebiyet verebilir.
Kaygılı çocuklar aynı zamanda daha tedirgin, ürkek olabilirler.
Ebeveynler Konuyla İlgili Neler Yapabilirler?
Ebeveynler olarak ilk başta kendinize sormanız gereken soru; kendimdeki mevcut kaygıyı yönetebiliyor muyum? Ebeveynin kaygısını yönetemediği durumlarda çocuklardan kendi kaygısını yönetmeyi beklemek ne yazık ki bir çözüm sunmayacaktır. Kendinizi bir akvaryum, çocuğunuzu da akvaryumdaki balık olarak düşünün. Balıklara ne kadar iyi baksanız da eğer akvaryumdaki suyun bakımı yeterince yapılmıyorsa balıklar yine aynı kısır döngü içerisine girecektir.
Dikkat edilmesi gereken bir diğer nokta; çocukları kaygılandıran durumların yetişkinler tarafından küçümsenmemesi ve yok sayılmaması. Çocuğun duygusunu anlayabilmek, fark edebilmek ve duygusuna saygı göstermek gerekir.
Ayrıca; çocuğu kaygılandıran şeylerden onu uzak tutmak için çaba sarf etmek yerine çocuğun kaygısını yönetebilmesi için onun teşvik edilmesi, desteklenmesi gerekir.
‘Elinden gelenin en iyisini yaparsın sen, merak etme’ gibi gerçekçi olmayan şekilde çocukların cesaretlendirilmemesi gerekir. Bu durum onlardaki kaygı düzeyinin daha fazla artmasına sebep olabilir. Bu nedenle; ‘Sen elinden geleni yapmaya çalış’ şeklindeki net ve yumuşak bir ifade, çocuklar için daha faydalı olabilir.
Aşırı koruyucu ve duyarlı bir yaklaşımdan, kaygılı dil kullanımından uzak durmak gerek.
Eğer 1 ayı aşkın süredir devam eden, yaşam kalitesini düşüren, hem çocuğu hem ebeveyni olumsuz duygular içine sokan kaygı durumlarında mutlaka uzman desteğine başvurmak gerekir.
Faydalı olması dileğiyle,
Sevgiler.