Benliğini Arayan Çocuk

‘’Kuşlar uçar, balıklar yüzer, çocuklar oynar’’

Landreth’ın söylediği bu anlamlı cümleyle başlayıp yakın zamanda okumuş olduğum güzel bir kitabı sizlerle paylaşmak istiyorum; ‘Benliğini Arayan Çocuk’. Çocuk merkezli oyun terapisinin kurucu olan Virginia Axline’a ait olan bu kitap, oyun terapisinin gücünü samimi ve yalın bir anlatımla bizlere sunuyor.

Axline bu kitabında, ebeveynleri tarafından reddedilmiş bir çocuğun hikâyesini anlatıyor. Reddedildiğinin farkında olup onun da evdekileri reddettiği, yalnızca onu kabul eden kişilerle iletişim kurduğu harika yetenekleri olan, üstün zekâlı bir çocuk bu, ismi Dibs. Dibs’in okuldaki uyumsuz davranışları, onu Axline ile tanıştırıyor ve asıl hikâye sonrasında başlıyor. Kitapla birlikte bir çocuğun oyun terapisti ile oyun odasında geçen sürecine ve çocuğun haftalar geçtikçe iyileşmesine şahitlik ediyoruz.

Kitaptan yapmış olduğum alıntıları sizlerle paylaşıp oyun terapisine ilgi duyan kişilere bu kitabı okumasını tavsiye ediyorum.

Alıntılar

‘Pencereden gördüğümüz gece, dışarıdaki katı gerçekliğin çizgilerini muğlaklaştırır. Karanlıkta hiçbir şey birbirinden kesin sınırlarla ayrılmaz. Siyah ve beyaz ortadan kalkar, kesin yargılara varamaz insan. Gün ışığında insan tüm cevapları bildiğini ve her şeyi olduğu gibi görebildiğini zanneder. Oysa gökyüzü karardığında önyargılar çekilir, suçlamalar çekilir ve duygular ortaya çıkar.’

‘…Sanki bir şey istiyor gibi, benim veremeyeceğim bir şey. Anlaşılması çok güç bir çocuk. Çok denedim, gerçekten denedim ancak başaramadım… Çocuk sahibi olmayı planlamamıştık, tüm planlarımızı alt üst etti… Sanki yüreğimin tam ortasına bir taş oturmuş gibi… Ama Dibs! Çok dokunulmaz, çok mesafeli, tuhaf bir çocuktu. Konuşmadı. Oynamadı. Yürümesi gecikti. İnsanlara vahşi hayvanlar gibi atılırdı. Çok utanıyorduk. Ondan çok utanıyorduk…’

‘Dibs öğretmenine bakmaz, anlatılanlarla ilgileniyormuş gibi görünmezdi. Bunu genellikle Bayan Jane yapardı. Elinde birtakım nesnelerle çocuğun yanına oturur ve onları göstererek pek çok şey anlatırdı. Bunu yapmakla ne kaybederim ki diye düşünüp her defasında anlatmayı sürdürürdü’

‘Peki ya Dibs neden biri üstün yetenekli, diğeri aşırı derecede geri olan bu birbirinden tamamen farklı iki davranışı sürdürmüştü?’

‘Bir insanı değerlendirmek tüm sınırlarınızı zorlamanızı ve bakış açınızın geniş olmasını gerektirir… Hakikate yaklaşmak istiyorsak, davranışımızın nedenlerini anlamak için daha derine bakmak gerekir’

 ‘Anlama ve tanıma becerisi kişisel deneyimle kazanılır. Bir başkasının neden belirli bir şekilde davrandığını tam olarak kavrayamasak da onun bir kişiliği ve kendine ait bir anlam dünyası olduğunu biliriz.’

‘Çocuk başka kişilere, onların haklarına ve farklılıklarına saygı duymayı öğrenmeden önce, ilk olarak özsaygıyı ve kendisini anladıkça gelişen haysiyet duygusunu öğrenmelidir.’

‘Bazen ebeveynlerin de yaptıkları şeyleri yapmalarının bir nedeni olduğu gerçeğini aklımızda tutmamız çok güç olur. Oysa onların da kişiliklerinin derinliklerinde onları sevmekten, anlamaktan, kendilerini çocuklarına vermekten alıkoyan bir nedenleri vardır.’

‘Hoşça kal Bayan A. Yine Perşembe olacak, her haftanın bir perşembesi vardır. Hoşça kal!’

‘Neredeyse gitme vaktimiz değil mi? dedi masa saatini kendine doğru çevirirken. ‘’Buna göre sadece üç dakikamız kaldı’’ Ellerini masanın üzerinde birleştirmiş, saati izliyordu. Şu anda mutlu oluyorum, dedi. Süre dolduğunda kapıya doğru yöneldi. Hoşça kal Bayan A, dedi. Güle güle Dibs, dedim. Sen burada bekle dedi, önümüzdeki hafta geleceğim.’

‘Şimdi rahatlamış ve mutluydu. Oyun odasından çıktığında içinde kök salmış üzücü duyguları o odada, arkasında bırakmış görünüyordu.’

‘Tekrar hoşça kal dedi ve oyun odasından çıkıp koridoru koşabildiği kadar hızlı koştu, döndü ve kollarını annesine doladı. Anne seni seviyorum! diye bağırdı ona sarılırken. Dibs’in bu ani hareketine her ikimiz de şaşırmıştık. Annesinin gözleri birden doldu. Başıyla veda etti ve çıktı, Dibs’in elinden sıkıca tutmuştu’

‘Çoğu zaman eğer ebeveynler de gelir ve ilişkideki sorunlarda kendi paylarına düşeni çalışmaya razı olurlarsa bunun çok yardımı olur. Benliğini bulan yalnızca Dibs değildi, ebeveynleri için de aynı şey geçerliydi.’

‘Dibs şimdi başı dik bir şekilde karşımda duruyordu. Kendini güvende hissediyordu. Duygularının sorumluluğunu kazanıyordu. Nefret ve intikam duyguları, bağışlanmayla sonlanmıştı. Nefret edebilir ve sevebilirdi. Ayıplayabilir ve mazur görebilirdi. Duygularının değişebildiğini, dönüşebildiğini yaşayarak öğrendi.’

‘Babasına, annesine ve kız kardeşine yönelik ifade ettiği düşmanlık ve intikam duyguları hemen alevlense de, bu yangın korku ve nefret ile yanmaya devam etmiyordu. Küçük, olgunlaşmamış ve korkmuş Dibs’i yeterlik, güvenlik ve cesaret duygularıyla güçlenen bir benlik oluşumuyla değiştirmişti. Duygularını anlamayı, onlarla nasıl baş edebileceğini ve onları nasıl kontrol edebileceğini öğrenmişti. Dibs artık korku, öfke, nefret ve suçluluk duyguları altında gömülmüyordu. Onur ve özsaygıya kavuşmuştu. Artık kendisinden korkmuyordu.’

‘İki buçuk yıl sonra… Senin kim olduğunu biliyorum, sen muhteşem oyun odasının hanımısın, dedi Dibs.… Artık büyüdüm… Ve senin benimle nasıl oynadığını hatırlıyorum, dedi. Yaptığım her şeyi sen de yapıyordun, söylediğim her şeyi sen de söylüyordun, diye fısıldadı.’

‘Bu senin odan Dibs, dedin bana. Tüm bunlar senin için, eğlenmene bak. Kimse sana zarar vermeyecek. Eğlenmene bak dedin ve ben de giderek sana inandım. İç çekti. Ve ben de eğlendim. Daha geçen gün aklıma geldi ve üzerinden ne kadar zaman geçtiğini hesapladım. İki yıl, altı ay, dört gün önceki Perşembe günü.’

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir