Bağımlılık Üzerine

Günümüzde ‘bağımlılık’ kelimesi sadece alkol-madde, tütün bağımlılıklarını değil; internet ve kumar bağımlılığı gibi davranışsal bağımlılıkları da kapsar.

Bağımlılık; bireyin kullanmış olduğu alkol, madde, nesne ya da yapmış olduğu eylemle ilgili kontrolü kaybetmesi durumudur. DSM V Tanı Ölçütleri Başvuru El Kitabı’nda bağımlılık kriterleri şu şekilde belirtilmektedir:

-İstenilenden daha fazla miktarda ve daha uzun süreli kullanım,
-Zamanın büyük bir kısmını maddeyi aramak, bulmak, kullanmak, maddenin etkilerinden kurtulmak için harcama,
-Maddeyi bırakmak, azaltmak, kullanımı kontrol altına almaya çalışmakla ilgili gösterilen çabalar ancak bu çabaların sonuçsuz kalması,
-Madde kullanım isteği (craving),
-Tolerans geliştirme,
-Yoksunluk belirtileri,
-Olumsuz fiziksel ve ruhsal etkilerine rağmen kullanıma devam etme,
-Günlük yaşamdaki işlevsellikte bozulmalar,
-Olumsuz etkilerine rağmen kullanıma devam etme (kişilerarası vetoplumsal problemler),
-Sorumluluklarını yerine getirememe,
-Tehlikeli olabilecek durumlarda dahi kullanmaya devam etme.

Bireyler Niçin Bağımlı Olurlar?
Bağımlılık birden fazla faktörle ilişkili olduğundan bireyler; biyolojik, psikolojik, genetik ve sosyokültürel faktörler, kişilik özellikleri ve ruhsal problemler nedeniyle bağımlı olabilirler. Ayrıca; farklı yaş grubundaki bireylerin, farklı nedenlerden dolayı madde kullanımına başladığı bilinmektedir. Örneğin; yaşlılarda bireylerin kendi kendilerini tedavi etme isteklerinin bir sonucu olarak sakinleştirici ve yatıştırıcı kullanımı olduğu görülebilmekteyken yetişkinlerde bu durum; cinsel performansı arttırma, heyecan arayışı, arkadaş ortamı, merak şeklinde görülebilir.

Bağımlılığın nörobiyolojisi incelendiğinde; bağımlılık yapıcı maddelerin beyindeki ödül-haz sistemini ve prefrontal korteksteki işleyişi olumsuz etkilediği görülmektedir. Maddeler; ödül sistemini aktive ederek sinir hücrelerinin fazla miktarlarda dopamin salgılanmasına neden olur. Bireyler normalde sevdiği etkinlikleri yaparken aldığı hazdan çok daha fazlasını maddelerle aldıkça bu yapay hazzı yaşamak için madde kullanımına devam eder. Maddeler; bir yandan prefrontal korteksin işlevinde birtakım bozulmalara yol açtığından bireyler davranışları üzerindeki kontrolü zamanla kaybeder ve maddeyi kullanmak istemese de bu davranışını artık kontrol edemezler. Tüm bunlar bize bağımlılığın yanlış bilinenin aksine ‘irade meselesi’ olmadığını, bir ‘beyin hastalığı’ olduğunu gösterir.
Bağımlılığın gelişmesinde, çevresel faktörlerin de etkisi büyüktür. Örneğin; kişinin yaşadığı çevrede maddeye erişimin kolay olması, çevrede madde kullanımının kabul edilebilir olması, madde kullanımını doğrudan etkilemektedir.

Bağımlılık bir beyin hastalığı olduğundan sadece belli bir takım kişilik özelliklerine sahip bireylerin bağımlı olabileceğini söylemek yanlış olur.

Herkes bağımlı olabilir, bu nedenle bağımlılık ile kişilik özellikleri arasında doğrudan bir neden-sonuç ilişkisinden ziyade birtakım kişilik özelliklerinin bağımlı olan bireylerde görüldüğü söylenebilir. Bu özellikler; heyecan arayışı, dürtüsellik, sosyal uyumsuzluk, riskli davranışlarda bulunma eğilimi, acıya katlanma eşiğinin düşük olması olarak sıralanabilir.
Bağımlılığın Gelişimi
Bağımlılık süreç içinde sinsice gelişen ve kronikleşen bir hastalıktır. Bireylerin madde kullanmaya başladıktan ne kadar sonra bağımlı olduğuna dair bir araştırma sonucu yoktur. Bağımlılığının gelişim süreci; kişinin kullandığı maddenin cinsine, maddenin saflık oranına, madde yine kadar süredir ne sıklıkla kullandığına, kişinin fiziksel ve psikolojik yapısına göre değişiklik göstermektedir.
Bağımlılık Bir Aile Hastalığıdır
Ailede bağımlı bir bireyin olması, ailenin tüm durumlara katlanması anlamını da taşımaktadır. Çünkü bağımlı bireyin sosyal yaşamındaki kişiler bir şekilde onun hayatından çıkabilse de aile sonuna kadar bağımlı üyenin yanında kalır. Kısacası; bağımlılıktan sadece bağımlı birey değil, ailedeki herkes etkilenir. Bu nedenle de bağımlılık bir aile hastalığıdır.
Bağımlı ailelerinde, çoğunlukla tüm ebeveynlerin benzer problemler yaşadığı görülmektedir. Genelde ebeveynler çocuğunun madde kullanım davranışını öğrenmesiyle birlikte yaşadığı duygular şaşkınlık ve hayal kırıklığıdır. Ne yapacağını bilemeyen ebeveynler bu durumla ilgili kendilerini suçlayabilir, kendilerinin bu duruma neden olduğunu düşünebilirler. Bir çözüm yolu arayışına girdiklerinde başvurduğu yöntemler işe yaramadığında, ümitleri hızla yok olmaya başlar. Bazen bu ümitsizlik o kadar yoğun yaşanır ki, çocuğunu gözden çıkarmaya dahi gittiği olur. Bazı aileler için bu durum bir utanç kaynağıdır ve ebeveynler çocuğunun bu hastalığını herkesten gizler. Bazı ebeveynler çocuğuna karşı yoğun öfke duyarken, bazı ebeveynler için bu durum oldukça korkutucudur.

Bağımlılık Önlenebilir Mi?
Bağımlılığın tedavi süreci zorlu olduğundan bağımlılıkta önleme çalışmaları büyük öneme sahiptir. Önleme çalışmaları kapsamında dünyada yıllardır çeşitli yöntemler uygulanmaktadır. Kişilerin konuyla ilgili kapsamlı bir şekilde bilgilendirilmesi, hayır deme gibi bir takım sosyal becerilerini geliştirmeye yönelik eğitimlerin düzenlenmesi, özellikle yüksek riskli gruplara alternatif programlarının uygulanması (sigara, madde, alkol yerine spor, sanat, müzik, vb. gibi alternatif programlara yönlendirilmesi), satış kontrolleri, reklam yasakları, yaş sınırlaması, sivil toplum örgütlerine yönlendirme gibi önleme faaliyetleri son derece önemlidir.

Bağımlılık İyileşir Mi?
Bağımlılık iyileşmez ancak düzelir. Tıpkı bir tansiyon hastalığı ya da şeker hastalığı gibi düşünülebilir. Nasıl ki şeker hastalığı olan bireyler ömür boyu verilen diyet listesine uyuyor ve kendisi için yasaklanmış olan besinlerden uzak duruyorlarsa; bağımlı bireylerin de bağımlılık yapıcı maddelerden/davranışlardan uzak kalmaları gerekmektedir.

Bağımlılığın Tedavisi
Bağımlılıkta kişinin madde kullanım yaşı, kullandığı maddenin cinsi ve saflık oranı, maddeyi ne kadar miktarda ve ne sıklıkla kullandığı, eşlik eden ruhsal ve fiziksel hastalıklarının bilinmesi, tedavi planının oluşturulması açısından son derece önemlidir. Ayrıca; bağımlılık tarelapse (kayma) görülmesi ve bağımlılığın süregiden bir hastalık olmasından kaynaklı tedavilerin de uzun süreli olarak hazırlanması gerekir.
Bağımlılık tedavisi 3 yönlüdür; tıbbi, psikolojik ve sosyal destek. Tıpkı 3ayağı olan bir sandalye gibi düşünülebilir. Bu 3 ayaktan düzenli ve kontrollü bir şekilde destek alındıkça o kadar sağlam adımlarla ilerlenmiş olur.
Bireylerin; bağımlılıkla ilgili ailelerini de bilgilendirmeleri, onları tedavi sürecine dahil etmeleri son derece önemlidir. Unutulmamalıdır ki, gizlilik bağımlılığı besler. Aile tedavi sürecine ne kadar dahil olursa iyileşme de o kadar hızlanır.

Kaynaklar
Ögel, K., Evren, C., Karadağ, F. & Tamar Gürol, D. (2012). Bağımlılık Profil İndeksinin (BAPİ) Geliştirilmesi, Geçerlik ve Güvenirliği. Türk Psikiyatri Dergisi, 23, 1-2.

Öztürk, M. & Ögel, K. (ed.). Bağımlılık Tanı, Tedavi, Önleme. İstanbul:Yeşilay Yayınları, 1. Basım, 2019.

Ögel, K. Bağımlılık ve Tedavisi El Kitabı. İstanbul: IQ Kültür Sanat Yayıncılık, 3. Basım, 2020.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir