Travma Sadece Travmatik Bir Yaşantı Olarak mı Kalır?

Günümüzde ‘travma’ kelimesini çok sık duymaya başladık. Pandemiyle birlikte özellikle medyanın etkisi, bu kavramın popülerliğini arttırmasında ve korumasında önemli bir role sahip. Travmatik yaşantılar bir yana, neredeyse stres verici olayların tamamı günümüzde travma olarak nitelendiriliyor.

‘Bu olay bende travma olarak kaldı’

‘Çok travmatik değil mi?’

‘Acaba bu olay çocuğumda/eşimde/bende travma olarak kalır mı?’

Neredeyse çoğumuzun sık duyduğu ya da kurduğu cümlelerin benzerleri gibi. Sizce de öyle mi?

Yaşadığımız olayların ‘travmatik’ olarak ifade edilebilmesi için neler gerekli, travmatik yaşam olayları sadece olumsuz bir yaşantı olarak mı kalır, sizlerle bu yazımda bunu paylaşmak istedim.

Travma; ani bir şekilde meydana gelen, kişinin ya da kişi yakınlarının yaşamını psikolojik ve fiziksel olarak tehdit eden, bunlara bağlı olarak kişide korku, kaygı ve çaresizlik hislerine neden olan olayları ifade etmek için kullanılan bir kavramdır. Travmatik olaylar içerisinde; doğal afetler(deprem, sel, yangın, vb.) insan eliyle yapılan felaketler (cinsel istismar, fiziksel şiddet, cinayet, boşanma, aldatılma, boşanma) gösterilebilir.

Travmayla ilgili bilmemiz gereken en önemli şeylerden biri; kişinin günlük yaşamdaki işlevselliğini bozmasıdır. Travmanın önemli diğer bir özelliği ise; travmanın, olayı yaşayan kişi tarafından algılanması ve değerlendirilmesi doğrultusunda tanımlanmasıdır. Yani her travmatik olay, herkeste aynı etkiye ve sonuca neden olmaz.

Travmatik yaşam olaylarının açtığı yaraların iyileşmesi biraz zaman alır. Bu doğal bir yas sürecidir. Bu süreçte bireylerde olumsuz psikolojik etkiler (depresyon, anksiyete, vb.) ve olumsuz davranışsal değişiklikler(alkol-madde kötüye kullanımı, insanlardan kendini soyutlama, vb.)gözlemlenebilir. Peki travmanın sadece olumsuz etkileri mi var?

Travmatik büyüme kavramını daha önce duydunuz mu bilmiyorum ancak travmanın olumsuz etkilerinden konuşulduğu kadar olumlu etkilerinden, travmatik büyümeden konuşulması gerektiğini, bu konuya daha fazla yer verilmesi gerektiğini düşünüyorum.

Travmatik büyüme; Tedeschi ve Calhoun tarafından tanımlanmış bir kavramdır ve zorlayıcı yaşam olayları ile mücadele sonucunda bireylerde meydana gelen olumlu değişikleri ifade etmektedir. ‘Öldürmeyen acı güçlendirir’ sözünü daha önce duymuşsunuzdur. Nietzsche tarafından yıllar önce söylenen bu cümle, travmatik büyüme açıklar niteliktedir.

Travma sonrası büyümenin bireyler üzerinde birkaç farklı alanda kendini gösterdiği belirtilmektedir. Kişiler kendisindeki gücün çok daha iyi farkına varırlar. ‘Ben bununla baş edebildiysem/ bunun üstesinden gelebildiysem her şeyle baş edebilirim/üstesinden gelebilirim’ düşüncesi bu sayede gelişebilir. Kişiler ayrıca yakın ilişkilerine çok daha fazla değer verip zaman ayırırlar. Dostluk, arkadaşlık, kısacası yaşam daha bir anlamlı hale gelir. Yaşamın daha bir anlamlı hale gelmesiyle birlikte kişi önceden fark etmediği, günlük hayatın parçası olan şeylerden daha fazla keyif almaya başlar. Kısacası büyümeyle birlikte; kendini daha iyi tanıyan, güçlü gören, yakın ilişkilerine önem veren, yaşamın kıymetini daha iyi kavrayan bireyler haline gelirler.

Velhasıl; travma bizde sadece olumsuz travmatik bir yaşantı olarak kalmıyor ya da hayatımızın tamamı travmadan ibaretmiş gibi bir hale gelmiyor, bizi aynı zamanda büyütüyor, geliştiriyor ve bizde olumlu etkiler bırakıyor. Önemli olan travmalar ile çalışmak, yarayı iyileştirmek ve gelişerek yolumuza devam etmek.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir