
Yaygın Kaygı Bozukluğu (YAB) kavramını ele almadan önce ‘endişe’ ve ‘kaygı’ kavramlarının ele alınmasının faydalı olabileceğini düşünüyorum.
Endişe
Günlük yaşamda kullandığımız ya da duyduğumuz, belki de bazen birbirinin yerine kullandığımız endişe ve kaygı kavramları aslında birbirinden farklı anlamlar taşımaktadır. Endişe; sonucu belli olmayan ancak sonucunun olumsuz neticeleneceğine inanılan gelecek olaylarla ilgili kaygıya eşlik eden bilişsel bir süreç olarak ifade edilmektedir (MacLeod ve ark. 1991). Endişe; zihnimizde meydana gelen, zihinsel bir süreçtir.
Endişenin iki bileşeni vardır;
1.Meydana gelmemiş ancak gelebilecek olumsuz durumlarla ve bu olumsuz durumların sonuçları hakkında düşünmek.
2.Meydana gelebilecek olumsuz durumlarla başa çıkmak için zihinsel bir girişimde bulunma (Robichaud ve Dugas, 2019).
Bu iki bileşenin ne olduğunu daha iyi anlayabilmek için bir örnek verelim. Örneğin; telefonunuz bozuldu ve tamire götürmeniz gerekmekte. ‘Ya başka bir şey çıkarsa, ya problem zannettiğimden daha büyükse ve daha fazla para vermek zorunda kalırsam. Bununla ilgili servis yetkilisi ile görüşüp ödeme konusunu kendisiyle konuşabilirim. Ancak ya kabul etmezse? Uzun zaman telefonsuz kalabilirim. Telefon olmadan ne yaparım, bu benim için çok zor olur…’
Endişenin bir takım özellikleri vardır. Bu özelliklerden ilki; endişenin ‘katastrofik’ eğilimli olmasıdır. Yani; bir şeyin meydana gelebilme ihtimali çok az da olsa en kötü senaryoya odaklanma eğilimindedir. Diğer bir özelliği ise; endişenin gelecek hakkındaki düşünceler olmasıdır. Geçmişte yaşanmış bir olay endişeye sebep olmaz ancak o olayın uzantısı ya da gelecekteki sonuçları endişeye sebebiyet verebilir.
Endişeye Sebep Olan Faktörler
Pek çok durumla ilgili endişelenmek mümkündür. Bunun yanı sıra; endişeyi neyin ya da nelerin tetikliyor olabileceğini bilmek de önem taşımaktadır. Literatür incelendiğinde; belirsizlik, yeni ve öngörülemez durumların endişeyi tetikleyebileceği ifade edilmektedir (Lee, 2001). Belirsizlik; Sonucunun olumlu, olumsuz olabileceği gibi sonucunun nötr de olabileceği durumlar olarak açıklanabilir. Örneğin; arkadaşınızı aradınız ve cevap vermeyip size geri dönüş yapmadıysa endişeleriniz ‘ya bana kızgınsa, ya mesajımı görmediyse, ya çok meşgul olduğu için cevaplayamadıysa’ şeklinde ortaya çıkabilir. Öngörülemezlik; sonucunun belirsiz olduğu bir durum olarak açıklanabilir. Örneğin; birisiyle tanışmaya gidiyorsunuz. Tanışmanın nasıl geçeceğiyle ilgili endişeler; ‘Ya benden hoşlanmaz, ya beni beğenmezse?’ şeklinde olabilir. Yeni durum ise; öncesinde hiç karşılaşmadığınız ya da içinde bulunmadığınız durumlar şeklinde ifade edilebilir. Yeni bir ülkede yaşamaya başlamak, ilk kez üniversiteye gitmek, ilk kez yiyeceğiniz bir yemek, yeni durumlara örnek olarak gösterilebilir.
Endişe Bir Problem mi?
Herkes zaman zaman endişe yaşayabilir, bu olağan bir durumdur. Evlenmek, yeni bir iş, yeni bir yere taşınma, sınavlar gibi durumlar herkes de farklı derecelerde endişeye sebebiyet verebilir. Bir önceki cümlede yazmış olduğum ‘derece’ kısmı ise; endişenin normal mi problem mi olduğuyla ilgili bize bir işaret verebilir. Endişe; aşırı olduğunda, yoğun ve kontrol edilemez olduğunda, günlük yaşamdaki işlevsellikte bozulmalar meydana getirdiğinde, belirgin bir sıkıntıya sebebiyet verdiğinde endişenin normal değil, problem olduğunu söylenebilir. Sizde var olan endişenin sorun yaratıp yaratmadığını anlayabilmemiz için aşağıdaki önermeleri işaretleyebilirsiniz, eğer 3 ve daha fazla işaretlediyseniz, endişe sizin için bir problem olabilir.
- Çoğu günler endişeli olurum ……..
- Her şey yolunda gitse bile endişe ederim …….
- Endişe düzeyim aşırıdır. Bana kalırsa; olması gerekenden fazla endişe ediyorum …….
- Küçük sorunlar için fazla endişelenirim …….
- Diğer insanlar; fazla endişe ettiğimi söylerler ……..
- Endişemi kontrol etmem oldukça güçtür, endişelenmeye başladığımda durdurmakta zorlanırım …….
Kaygı (Anksiyete)
Kaygı; bedende meydana gelen, tehdit ya da tehlikeye karşı verilen bir tepki olarak tanımlanır. Endişe; zihnimizdeki düşünceler; kaygı bedenimizde hissettiğimiz belirtilerdir. Kaygı durumunda; kalp atışında hızlanma, terleme, titreme, sıcak basması ya da ürperme, huzursuzluk, gerginlik, baş dönmesi, mide bulantısı ya da midede kelebek varmış hissi, sersemlik hissedilebilir. Tüm bu bedensel belirtiler, aslında bizlerin ‘savaş’ ya da ‘kaç’ tepkisi vererek ya tehlikeden kaçmamızı ya da tehlikeyle savaşmamızı sağlayarak tehlikeden korunmamızı, ‘hayatta kalmamızı’ amaçlamaktadır. Bedenimizdeki bu tehdit saptama sistemi; sahip olduğumuz en önemli hayatta kalma düzeneğidir.
Kaygıyla ilgili sorun şudur ki; tehlikede olunduğu düşünülen her an tetiklenir, yani tehlikede olmasanız bile. Örneğin; evde bir ses duydunuz ve sonrasında cam kırığı sesi geldi, siz eve birinin girdiğini düşünürken aslında o sesin rüzgâr ya da evcil hayvanınız tarafından çıkarıldığını anladınız. Birisinin eve girdiğini düşünmeniz ve arkasından yaşanılan bedensel belirtiler; kaygıdır. Aslında burada, zihindeki düşüncelerden dolayı vücuttaki tehdit saptama sisteminin ateşlendiği görülmekte, gerçekte bir tehlikenin var olmadığı zamandaki ateşlenme bu.
Kaygı da endişe gibi herkeste vardır. Herkeste bu belirtiler farklı düzeylerde bulunur. Yani kaygı; bir derece sorunudur.
Yaygın Kaygı (Anksiyete) Bozukluğu
Tanı sistemlerine DSM III ile birlikte girmiş olan YAB, psikiyatride en sık görülen hastalıklardan biridir.
Teşhis etmek zaman zaman zor olabilir, semptomlar diğer kaygı bozukluklarına nispeten daha dağınık, gerginlik hissi daha hafif ve kroniktir. Panik atak yoktur ancak endişe hâkimdir. Bu endişe, genelde kendi kendine ve hiçbir neden olmadan ortaya çıkmakta, kontrolü zaman zaman zorlaşmakta ve fiziksel pek çok semptomu da beraberinde getirmektedir.
DSM-V’te Yaygın Anksiyete Bozukluğu tanı kriterleri şunlardır:
- En az 6 aylık bir sürenin çoğu gününde bir takım olaylarla ya da etkinliklerle ilgili olarak (işte ya da okulda başarı gösterebilme gibi), aşırı bir kaygı ve kuruntu (kaygılı beklenti) vardır.
- Kişi kuruntularını denetim altına almakta güçlük çeker.
- Bu kaygı ve kuruntuya aşağıdaki 6 belirtiden üç tanesi (ya da daha çoğu) eşlik eder;
- Dinginleşememe (huzursuzluk) ya da gergin ya da sürekli diken üzerinde olma,
- Kolay yorulma,
- Odaklanmada güçlük çekme ya da zihin boşalması,
- Kolay kızma,
- Kas gerginliği,
- Uyku bozukluğu (uykuya dalmakta ya da uykuyu sürdürmekte güçlük çekme ya da dinlendirmeyen, doyurucu olmayan bir uyku uyuma).
- Kaygı, kuruntu ya da bedensel belirtiler, klinik açıdan belirgin bir sıkıntıya ya da toplumsal, işle ilgili alanlarda ya da önemli diğer işlevsellik alanlarında işlevsellikte düşmeye neden olur.
- Bu bozukluk; bir maddenin (örn. Kötüye kullanılabilen bir madde bir ilaç) ya da başka bir sağlık durumunun (örn. hipertiroidi) fizyoloji ile ilgili etkilerine bağlanamaz.
- Bu bozukluk, başka bir ruhsal bozuklukla daha iyi açıklanamaz.
Yaygın Anksiyete Bozukluğunda Tedavi Süreci
YAB’ın tedavisinde; farmakolojik destek (ilaç tedavisi), bilişsel ve davranışçı psikoterapiler, relaksasyon eğitimi gibi tedavi yöntemlerinin faydalı olduğu belirtilmektedir. Düşük ve orta şiddetteki yaygın anksiyete bozukluğu tedavisinde kullanılan bilişsel davranışçı terapi ve relaksasyon eğitimlerinin iyi geldiğini gösteren araştırmalar mevcuttur. Bazı araştırmalar; hem farmakolojik hem psikolojik uygulamaların birlikte kullanılmasını önermektedir. Hangi tedavi modeli seçilirse seçilsin, öncelikli olarak danışanın problemini anlamaya çalışmalı, danışana karşı yüksüz, yansız, yargısız olmalı ve danışana psiko-eğitim vererek bilgilendirmede bulunmalıyız.
Kaynaklar
Asoğlu, M., Karka, İ., Pirinçcioğlu, F., Göbelek, M., Çelik, H., Takatak, H. Ve Bilgen Ulgar, Ş. (2018). Yaygın Anksiyete Bozukluğu Tanısı Konulan Hastaların Anksiyetelerinin İfade Biçimlerinin Kültürel Yansımaları. Bezmialem Science. 6 (4): 242-7
Gezgin, H., Çam, O. Ve Kardemir, M. (2010). Yaygın Anksiyete Bozukluğu Tanılı Bireylere Verilen Psikoeğitimin Tedavideki Etkililiğinin İncelenmesi. Klinik Psikiyatri. 13: 65-76.
Robichaud, M. ve Dugas, Michel. (2019). Yaygın Kaygın Bozukluğu Çalışma Kitabı. İstanbul: Psikonet.
Saatçioğlu, Ö. (2001). Yaygın Anksiyete Bozukluğunun Tedavisi ve Yeni Yaklaşımlar. Klinik Psikofarmakoloji Bülteni. 11: 60-77.
Sevinçok, L. (2007). Yaygın Anksiyete Bozukluğunun Nörobiyolojisi. Klinik Psikiyatri. 5:3-12.
Yılmaz, A.E. (2014). Endişe ve Ruminasyonun Kaygı ve Depresyon Belirtileri Üzerindeki Etkisi. Türk Psikiyatri Dergisi. 25 ( )- 1-9.